İKD GYK Üyesi Av. Aysel Tekerek yazdı: Seçme ve Seçilme Hakkının Hatırlattıkları

AKDENİZ ÜNİVERSİTESİ KIZ KYK YURDUNDAN BİR İZLENİM
6 Aralık 2016
Yurtları Takip Altına Alıyoruz!
15 Aralık 2016
Tümü

İKD GYK Üyesi Av. Aysel Tekerek yazdı: Seçme ve Seçilme Hakkının Hatırlattıkları

Ülkemizde kadınlara seçme ve seçilme hakkının tanınması bir anayasa değişikliği ile 5 Aralık 1934 yılında gerçekleşti. Genç Türkiye’nin birçok ülkeden daha önce bu hakkı anayasal bir hak statüsüne çevirmesi elbette ki cumhuriyet tanımının eksik olan kısmının geç de olsa tamamlanan önemli bir parçasıydı.

Kadınlar ülkemizde ilk olarak belediye seçimlerine katıldılar. Köy Kanununun 1933 yılında değiştirilmesiyle birlikte de muhtarlık seçimlerine katılma hakkı kazandılar. Anayasal düzenlemelerin ardından da milletvekilliği seçimlerine katılabildiler.

Her burjuva yönetiminde olduğu gibi seçme ve seçilme hakkı, yani ülke yönetimine seçim yolu ile katılma, karar verme ve oy kullanma iradesi, bütünsel bir mekanizmanın devreye sokulması ile üzerinde en rahat yönlendirmelerin yapılabildiği bir irade haline gelmiştir. Daha doğru bir anlatımla, artık irade olmaktan çıkarılması , irade olarak tanınması ile eş zamanlı devreye sokulmuştur. Nasıl ki 1934 yılından önce ülkemizde kadınların oy hakkı mücadelesi verilmiş ama koşullar uygun olmadığı gerekçesiyle kabul edilmemiş ise, kabulden sonra sadece kadınlar açısından değil erkekler açısından da bu hakkın içinin yavaş yavaş boşaltılması da sonraki siyasi iktidarlar için bir uğraş konusu olmuştur.

Seçme-seçilme hakkının bugün hem hatırlattıkları ya da hiç unutulmaması gereken yanları bulunmaktadır. AKP’nin on yılı aşan iktidarının geçen her gününde aşağıda değineceğimiz konular aynı zamanda birer mücadele başlığı olarak en çok da kadınların önünde durmaktadır.

Siyasi hakların başında gelen seçme ve seçilme hakkı, toplumsal mücadelelerin konusu olmuştur. Yani bu hak, o hakkı kullanmak isteyenler tarafından büyük ve bedel ödenen bir mücadele geçilmeden alınmamış, hiç kimseye altın tepside sunulmamıştır. Ülkemiz için de bu böyledir. Saltanatın yıkılması ve cumhuriyetin kurulması, arkasında Kurtuluş Savaşı’nı, Kurtuluş Savaşı da arkasında mücadele veren Anadolu halkını barındırır. Her alanda olduğu gibi bu mücadele de kadınlar olmadan verilmemiş, ancak kadınlar yeni bir ülkenin eski kanunundan erkeklere göre daha geç kurtulabilmişlerdir.

Tarih bize göstermiştir ki bir hakkın kazanılması kadar onun korunması için de mücadele gerekir. Hele hele eşitsizliğin, gericiliğin, savaşın ve sömürünün sürdüğü bir dünyada, tam da bu saydıklarımız sürmeye devam etsin diye siyasi iktidarlar kendilerini koruma altına alırlar. Bu koruma aslında halka saldırı şeklindedir. Hakkını aramak için miting yapan bir kitleye biber gazı ile neden saldırılıyorsa, sandık başına giden bir vatandaşın oy hakkını çok önceden manipüle etmek, bunun için milyonlarca lira harcamak da bunun içindir. Eğitimin gericileşmesi, eğitimin piyasalaşması, pompalanan milliyetçilik, köle gibi çalıştırılma, siyasi partiler yasası, baraj sistemi, kadının eve hapsedilip, televizyon programlarına mahkum edilmesi ve daha da arttırılacak koşulların hepsi bu insanlık dışı düzen bir gün daha devam etsin, seçim günü de bu durum tescillensin diyedir. Yani, günümüzde seçme ve seçilme hakkı iktidarda olan güçlünün kendi varlığını tescil etmesi için sömürdüğü, istismar ettiği bir hakka dönüşmüştür. Hemen olası bir yanlış anlamanın önüne geçmek gerekir. Bu hakkın kağıt üstündeki varlığı dahi önemlidir ve unutulmamalıdır ki, AKP bu hakkı bile ortadan kaldırmak istemektedir. Ancak bu hakkın zedelenmeden kullanılması da diğer koşulların değişmesini sağlamaktan geçmektedir. Ve mücadelenin bütünselliği tam da bu nedenle hayatidir.

Günümüzde ve ülkemizde süren başkanlık sistemi tartışmalarına da bu gözle bakmakta fayda vardır. AKP, istikrar aldatmacası ile önce halkın üzerine korku salmakta sonra bu korkunun hasadını almaya çalışmaktadır. Başkanlık sistemiyle aslında seçme ve seçilme hakkı, bugüne kadar görüp göreceği en büyük saldırıya maruz bırakılacaktır. Diktatörlüğün kurumsallaştırılması anlamında gelen bu sistem ise cumhuriyetin ana niteliği olan seçme ve seçilme hakkını aslında ortadan kaldırmakta, neredeyse tek kişinin seçimine indirgemektedir. Meclisin varlığı önemsizleştirilmekte, yargı tek bir kişinin hükümdarlığına terk edilmektedir. Kadınların bu AKP saldırısına karşı verilecek mücadelenin en başında yer alması bu saldırının püskürtülmesi için zorunludur.

AKP’nin bu genel saldırısı dışında özelde kadınların oy hakkına dönük saldırısı ise hız kesmeden devam etmektedir.

Sığınma evlerinde kalan kadınların oy hakkı fiilen ortadan kaldırılmıştır. Sandık başına gitmeyi güvenlik gerekçesine bağlayarak oldukça zor şartlara bağlayan uygulamalardan haliyle hiçbir kadın yararlanamamakta, AKP sığınma evlerine sandık kurmayı aklına dahi getirmemektedir.

Yine önce yoksul bırakıp sonra yoksulluk parası adı altında özellikle kadınlara dönük sözde aile ve sosyal politikalar birer oy rüşvetine dönüşmüş, binlerce kadın bu paranın kesilmesi tehdidi altında AKP oy depolarına dönüştürülmüştür.

Evet, ülkemiz 1934 yılında tarihsel bir ilerleme örneğini yaşamış, kadınların seçme ve seçilme hakları anayasal güvenceye bağlanmıştır. Ancak bugün AKP, Anayasa’nın işine gelmeyen her maddesiyle kavgalıdır. Her geçen gün kadına hakaret yağdıran, kadının canını koruyamayan AKP, artık insanın insan olmasından kaynaklanan haklarına göz dikmiştir.

Yapılacak olan görev önümüzde durmaktadır. En çoğunu talep etmeyen, en azını alamaz. En azını koruyamaz. Biz ilerici kadınların ise kazanmak istediği eşit ve özgür bir ülke ve dünya var. Oyumuz da, kavgamız da bunun içindir…

Av. Aysel TEKEREK

İlerici Kadınlar Derneği GYK Üyesi