İstediğiniz kadınlardan olmayacağız!
6 Ocak 2017
Kadınlar Hayır diyor!
11 Ocak 2017
Tümü

Yazar Tülin Tankut ile yeni romanı üzerine söyleşimiz…

“SUSKUNLUĞUMUZ SİYASİLERİN İŞİNİ KOLAYLAŞTIRIYOR”

Tülin Tankut’la Yazılama Yayınevi’nden yeni çıkan “Yalnız Bir Kadının Denge Arayışları” adlı romanı üzerine bir söyleşi yaptık.

12 Eylül askeri darbesinin hemen sonrasında geçen romanın başkahramanı, bu döneme tanıklık etmiş Zeynep adında genç bir eğitim emekçisidir. Romandaki diğer kişiler, olaylar ve olgular onun bakış açısıyla yansıtılır.

 

SORU –  Romanı otuz yıl sonra neden yayınlatma gereği duydunuz?

–  Geleceğe umutla bakabilmek için kişisel izlenimlerin, tanıklıkların geleceğe taşınmasını önemli buluyorum.

 

SORU – Romanınızda çok fazla karakter var ve hepsinin hayatına kısa ama net bir biçimde değinmişsiniz. Dolayısıyla birçok yerinde başkahraman yerini “kahramanlara” bırakmış. Ama dikkat çeken şey hepsinde bir aile ortamını ele alarak anlatmanız. O zaman şunu mu söylemek gerekiyor: Zeynep’in arayışının nedeni yalnızlığı mı? 

–  Zeynep daha çocukken babasından fiziksel şiddet görüyor. Annesi kendi âleminde bir kadın. Zeynep’i büyüten anneannesi ona tecrit hayatı yaşatıyor. Politik düşünceleri kocası tarafından küçümseniyor, psikolojik şiddete maruz kalıyor. Dara düştüğünde kurumsal olarak ekonomik ve sosyal destek görmüyor. Bütün bunlar onu “yalnızlığa” itiyor.

Aslında baskıcı niteliğiyle aile kadını yalnızlığa itmiyor mu? Kadın, cinsel rol kalıbı içinde sıkışmış kalmış. Bir yastıkta kocayan karı kocalar, toplum cinsiyet kimliklerini sorgulamadan benimseyenler. Bir de ailenin zor zamanlarındaki dayanışma var. Cumartesi anneleri, iş kazasında eşlerini yitiren kadınların dayanışması… Ama bu, var olan aile modelinin, eşitsiz ilişkiler üzerine kurulduğu gerçeğini gizleyemez.

Zeynep burjuva anlamda yalnız değil, toplum kaçağı değil. Mizacı, devrimci düşüncelere sahip olmadan önceki “susturulmuşluğu” gibi nedenler de yalnızlığını koyultuyor. Zeynep’i toplumsal cinsiyet kalıbına sıkıştırmak istemedim. Olumlu- olumsuz yönleriyle bir kadın.

 

SORU – Kitapta ilginç bir şey yapmışsınız, örneğin Erdal Eren için isim vermeden “neydi Firdevs, hani yaşını büyütüp asmışlardı” gibi, aslında herkesin bildiği bir gerçeği hatırlatmaya çalışmışsınız. Bu çok yerde var. Neden bu yöntemi seçtiniz?

Sıradan insan, özçıkarlarına dokunulmadığı sürece darbelerden yakınmaz. (Bu gün de OHAL’i umursuyor mu?) Ayşe Hanım da Erdal Eren’in adını bilmez. Ama torununun şiddet eylemlerine karışabileceği endişesiyle gencin yazgısıyla ilgileniyor. Zeynep’in çevresi betimlenirken darbenin çeşitli kesimler üzerindeki etkisine dikkat çekiliyor.

O bilgiler karakteri şekillendirmek için kullanıldı: Örneğin solcu entelektüel Sait Bey kadına genel “insan” tanımı içinde bakar. Yazıda buna değiniyorum. Zeynep feminizmden habersizdir, Rose’dan kulaktan dolma bilgileri var. Romanın sonlarında bile Rosa Luxemburg’a öncelik tanır, Simone De Beauvoir’i önemsemez. Çünkü toplumcu ütopyanın sorunlarını çözeceğine inanır. Zeynep okurun özdeşleşeceği bir karakter değil. Sıradan bir kadın. Zaten karakterlerin tümü eleştiriye açık.

 

SORU – Kitabın bir yerinde “İnsan özgür olmak istiyorsa kendi gerçeklerine sahip çıkacak kadar güçlü olmalı” demişsiniz. Kendi gerçeklerine sahip çıkmayı biraz açar mısınız?

Toplumsal cinsiyet kalıbı kadını da erkeği de tutsak ediyor. Öncelikle bu kalıbın kırılması gerekiyor. Devrimci kadın öznenin de bu kalıbın kırılmasıyla doğacağına inanıyorum. Erkek “iktidar kaybına uğrayacağı” kaygısıyla bunu yapmak istemez. Ancak günümüz koşulları – başta işsizlik- erkeği de erkeklik rolüyle yüzleşmeye itiyor. Batı’da “Heforshe” hareketi kadınlarla dayanışma içine giriyor, “erkekliğinden yakınan erkekler” örgütleniyor…

 

SORU- Roman zaten kadının toplumsal konumunun değişebilirliği üzerine. Zeynep ve Yaşar’ın yanı sıra Sumru da ev kadını ve anne olarak öne çıkan bir karakter. Onun dönüşümü nasıl gerçekleşiyor?

– Sumru’yu evli, mutlu, çocuklu bir kadın olarak tanıyoruz. Ama, ne derler keşiş dağı her zaman dümdüz değil. Sumru’nun dönüşümü biraz karmaşık. Çünkü bunu ancak bir ev kadınına çizilmiş yasal sınırlar içinde gerçekleştirebiliyor.

 

SORU – Üçünün ortak özelliği aile sırları altında eziliyor olmaları. Bunlar ortaya dökülürken bir yandan da kadınlık durumunu sorguluyorsunuz; mahrem alan olan cinsellik ve aşkı da kapsayacak biçimde.

–  Kadın cinsel partner midir, yoksa haz nesnesi mi? Yanıt belli ama bu sorun üzerindeki tartışmalar günümüzde hâlâ sürüyor. Yine günümüzde aşkı yaşamından daha önemli hale getirmiş, dahası yaşamını aşkın egemenliğine bırakmış kadın sayısı az değil.

 

SORU – Bunu neye bağlıyorsunuz?

–  Aşk anlayışına evlilikle birlikte tarihselliği içinde bakmak gerekiyor. Ama kadın bakış açısıyla kestirmeden söylersem, biz kadınlar evlenmek üzere yetiştiriliyoruz. Dolayısıyla aşk ideolojisi boşuna yaygınlaştırılmıyor tüm toplumlarda!

 

SORU-  Zeynep toplumsal dönüşüme adeta dönüşü olmayan yol, kararlılığıyla bakıyor. Onu bu kadar kararlı kılan nedir?

–  O, kadınların yaşadıkları sorunların ne kadar benzeştiğini keşfediyor. Annesinden, Londra’daki seks işçisine… İçinde yaşadığı toplumdaysa bu sorunlara çözüm bulunamayacağını kavrıyor.

 

SORU – Zeynep zihinsel rehberi solcu aydın Sait amcasından zaman zaman ayrı düşüyor kadın sorunları konusunda.

–  Amca kadına genel “insan” tanımı içinde bakıyor; toplumsal cinsiyet rolünden arınmış kadınları örnek gösteriyor Zeynep’e. Kadının cinsiyetçi bakış açısından algılanışı, feminist hareketin ülkemizde yeni yeni tanınmaya başladığı o yıllarda, bazı kadın yazarlarımız için de söz konusuydu. Toplumsal cinsiyet eşitsizliği mücadelesi için  “Sosyalizm, feminizmi de kapsar.” diyerek karşı çıkılırdı.

 

SORU  –  Zeynep’in Hasan’a duyduğu aşk konusunda özeleştiri yapması da bu yüzden mi?

–   Aşk toplumsal cinsiyet eşitsizliğinden payını almamış olabilir mi? Şarkıda bile ne diyor: “ Love makes a man a king!” (Aşk, erkeği kral yapar.)

 

SORU – O günden bu güne kadınların hayatında ne gibi değişiklikler oldu sizce?

–  Zaman kadınların aleyhine işliyor. Dünyada bu böyle. Bizde kadına yönelik şiddetin arttığını ve şiddetin boyutlarının cinayete kadar vardığını söylemeye bilmem gerek var mı? İşin düşündürücü yanı bu durum kanıksandı. Öte yandan kadın istihdamı azaldı; kadınların yoksulluğu arttı. Devlet algımız zarar gördü. Uygulamalar her şeyi açıkça gösteriyor. Kadınlar olarak düşünce ve ifade özgürlüğünü savunmak da otuz yıl öncesine göre zorlaştı. Hükümet kadın- erkek eşitsizliğini derinleştiriyor. Ev kadınlığı ve annelik yüceltilerek kadının iş yaşamına katılımı engellenmeye çalışılıyor. Dayanışma için neden bir araya gelemiyoruz? Kadınlar yüzyıllardır birbirlerinin rakibi olma dürtüsüyle yetiştirilmişlerdir de, o yüzden kolay olmuyor. Tek başımızayken gidişattan korkuyor ve susuyoruz. Ama suskunluğumuz siyasilerin işini kolaylaştırıyor. Bu döngüyü nasıl kırarız? Kadın örgütlerinin sonuç alıcı etkinlikleri tek tesellimiz. En son cinsel istismar kararnamesinde seksen beş kadın örgütü hükümete geri adım attırmayı başardı. Bu arada İKD’nin etkinliklerini de yakından izliyorum.

 

SORU- Yakın tarihte kadınların geleceği için öngörünüz var mı? Kadınlara bu konuda ne önerirsiniz?

–  Sorunuzun ilk bölümü için, öngörü demeyeyim de sıradan bir yurttaş olarak, sol kesimden beklentilerimi belirtmeye çalışayım.  Kadının kurtuluşu, ücretli emeğe tam katılımından geçer, diye bilinir. Doğrudur, ancak kadınlar en düşük ücretle ve kadın işi mesleklerde çalıştırılıyorlar. Kayıt dışı, taşeronlaşma, cabası… Sınıf, ırk v.b. sorunlarsa kadın politikalarıyla aşılamaz. Zaten böyle bir iddiada da bulunulmuyor. Dolayısıyla sınıf politikaları kapitalizmin toplumsal cinsiyet ayrımcılığını görmek zorunda, düşüncesini ben de benimsiyorum. İkincisi; kadın mücadelesine yön veren kavramların günümüzdeki tanımlarının yeniden yapılması gerekiyor. Özgürlük, insan hakları, demokrasi… Bu kavramların içi boşaltıldı. Ne uğruna mücadele edeceğiz? Bunu iyi anlamalıyız.

 

SORU – Söyleşi için teşekkürler. Herkesin anlayabileceği bir anlatımı var romanın.

– Bunu duyduğuma sevindim. Sahte özgürlük düşleri kurdurarak kadın okuru oyalamaktan hep kaçındım.  Gerçekçi, kadın- erkek okurların kendi yaşamıyla bağını kurabileceği bir roman olsun istedim.

 

İLERİCİ KADINLAR DERNEĞİ

10.01.2017