Türkiye’de Çocuk Olmak- 2018- ”Yeni Yasa Tasarısı Çocuk İstismarını Önler mi?”

Türkiye’de Çocuk Olmak-2018- Semiha Günal yazdı; ” Çocuklar Tarikatların İnsafına Terkediliyor”
23 Nisan 2018
1 MAYIS’TA KADINLAR İKD SAFLARINA
26 Nisan 2018
Tümü

Türkiye’de Çocuk Olmak- 2018- ”Yeni Yasa Tasarısı Çocuk İstismarını Önler mi?”

YENİ YASA TASARISI ÇOCUK İSTİSMARINI ÖNLER Mİ?

Ülkemizde 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı kutlanırken geleceğimiz olan çocuklarımızın hangi koşullarda yaşadığı toplumsal yapıda irdelenmek durumundadır. Bugün ne yazık ki Türkiye’de çocuklar, istismardan, şiddete, ağır çalışma koşullarından, yoksulluğa pek çok sorun ile karşı karşıya kalmakta, hayatları boyunca taşıyacakları izler bırakan travmalara maruz bırakılmaktadır.

Çocuk istismarı artıyor

Şiddeti Önleme ve Rehabilitasyon Derneği’nin “2016 Çocuk İstismarı Raporu”na göre, son 10 yılda çocuk istismarı vakaları yüzde 700 arttı. Çocuk istismarı vakaları 10 yılda 300 bini aşmış durumda. Çocuk tecavüzlerinin yüzde 5’i ortaya çıkıyor yüzde 95’i gizli kalıyor. Adalet Bakanlığı’nın 2014 verilerine göre, her ay adli tıp kurumuna 650 çocuk cinsel istismarı vakası gönderiliyor. Çocuk istismarı nedeniyle açılan toplam dava sayısı 40.266 iken, bu dosyalardan ancak 13.968’inde mahkumiyet kararı verilmiş.

Yeni yasa çocuk istismarının nedenlerini örtbas ediyor

Bu tabloda iktidarın çocuklara “hediyesi” ise ancak ceza kanunlarındaki değişiklik olabiliyor. Kaldı ki bunun da “hediye” değil, sorunları çözmek yerine örtbas etmenin bir yolu olduğunu da biliyoruz. 09.04.2018 tarihinde TBMM’ye sunulan, “Türk Ceza Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısı”, tüm itirazlara rağmen yasalaşmaya doğru gidiyor.

Önleyici tedbirler yerine cezalar ağırlaştırılıyor!

Yasa tasarısı, mevcut cezaları 12 ve 15 yaşın altındaki çocukların mağdur olması halinde arttırarak ağırlaştırılmış müebbet ve müebbet cezasına çekiyor. Cinsel suçlar bakımından ilk talebin cezaların ağırlaştırılmasına yönelmesi, çocukların şiddetten korunmasının Anayasal hak olduğu bir ülkede, tercih edilebilecek en kolay kaçamak yol. Zira bu talep, hem önleme ve korumaya dönük yükümlülüklerin sorgulanmasını gölgeliyor, hem de bu tür politikaların hayata geçirilebilmesi için gereken altyapı düzenlemelerini içermiyor.

Yasa tasarısının gerekçesinde “Yeni ceza adalet sisteminin uygulandığı yaklaşık 13 yıllık süre içinde ortaya çıkan ihtiyaçlar dikkate alındığında çocuklara karşı işlenen istismar suçu ile daha etkin mücadele edebilmek amacıyla ilave bir takım önleyici tedbirlerin alınması ve cezaların arttırılması zorunluluğu ortaya çıkmıştır” ifadesi, çok önemli bir konudaki körlüğü ifade ediyor. 16 yıllık AKP’nin gerici iktidarı boyunca öldürülen, şiddetin birçok türüne maruz kalan kadınların ve çocukların sayısındaki artış, şüphesiz ki ağırlaştırılmış müebbet cezaları ve hadım uygulaması ile çözümlenemeyecek kadar çok katmanlı toplumsal ve ekonomik nedenlerden kaynaklanıyor.

Sadece caydırıcılık bakımından düşünüldüğünde dahi, suç ile mücadelede hapis cezalarının toplumlar ve bireyler üzerinde anlamlı bir etkisi olmadığı birçok bilimsel araştırma ile ortaya konulmuş durumda.

Yeni tasarı ile cezasızlık artacak

Tasarı ile yargılamayı yapan mahkeme hakimleri, failleri beraat ettirmek ya da ömür boyu hapis cezasına mahkûm etmek arasında bir tercih yapmaya zorlanıyor. Bu durum, özellikle fiziksel bulguların olmadığı ya da tartışmalı olduğu dosyalarda, ceza hukukunun “şüpheden sanık yararlanır” temel ilkesinin de varlığı nedeniyle, mahkeme heyetinin beraatten yana oy kullanmasını, böylelikle failler için daha ağır cezalar hedeflenmişken tam bir cezasızlık hali ile karşı karşıya kalınması ihtimalini doğuruyor. Cezaların mevcut yasadaki ağırlığı dahi, aile içi cinsel istismar vakıalarında mağdur üzerinde baskı yaratılmasına sebep olmakta. Daha da ağırlaşan cezaların, mağdurların şikayetçi olmama veya şikayetinden vazgeçme yönünde yıldırılmasına, suskunlaştırılmasına, yalnızlaştırılmasına ve ağır baskılara maruz kalmasına yol açacağını tahmin etmek hiç de zor değil. Elbette, suç işleyen fail arkasında delil bırakmak istemiyor ancak failleri cinsel bir suçun ötesinde delilleri yok etmek pahasına daha ağır bir suçu işlemekten alıkoyan nedenlerin başında, öldürme suçunun cezasının ağırlığı geliyor. Öldürme suçu ile çocuğun cinsel istismarı suçunun bazı türlerinde cezaların aynı ağırlığa sahip olması, failleri suç yolunda daha ileri bir adım atmalarını durduracak nedenlerden birini de tüketmiş oluyor. Bu durum da mağdurları korumanın aksine çok daha büyük bir tehlike ile baş başa bırakıyor.

Karaman örneği;

Karaman’da vakıf yurtlarında kalan çocukların öğretmenleri tarafından cinsel istismara maruz kalmasına ilişkin dosyada verilen 508 yıllık hapis cezasının, ne yazık ki toplum için etkili bir önleme mekanizması yaratamadığını hatırlatmakta fayda var. Davaya müdahil olan tüm insan hakları örgütlerinin ve baroların çabalarına rağmen, toplum tarafından pedofil ilan edilen sanık dışında, çocukları bu istismara teslim eden hiçbir kurum, kuruluş ve kişi, hiçbir hesap vermedi. Çocukların eğitim haklarına erişebilmek için mecbur bırakıldığı sistem teşhir edilebildiyse de bu koşulları değiştirebilecek hiçbir somut adım hâlâ atılamamış durumda.. Önemle belirtmek gerekir ki, Anayasa Mahkemesi 2015 ve 2016 yılında verdiği kararlarda, çocukların cinsel istismarını düzenleyen TCK’nın 103. Maddesi hakkında, cezaları ağırlaştıran yasal değişikliklerden sonra yaptırımların ölçüsüz olması, onarıcı adalet ilkesine uygun olmaması, somut duruma ilişkin hakime takdir hakkı tanınmaması gibi gerekçeler ile iki ayrı iptal kararı vermişti. 2016 yılında maddede yapılan değişiklikler, mahkemenin gerekçelerini karşılayacak nitelikte değildi. Yine AİHM pek çok kararında ağırlaştırılmış müebbet ve müebbet hapis cezalarının insan haklarına uygun olabilmesi için hapishanede geçirilecek sürenin belirli sınırlara tabi olması gerektiğini öngörüyor. Salt bu nedenle dahi getirilecek düzenlemelerin iptale konu olabileceğini söylemek mümkün.

Çocuk yaşta akranlar arası onaya dayalı cinsel eylemler ayrı değerlendirmeye tabi tutulmalı

TCK’nın 103. Maddesi 15 yaşın altındaki çocukların cinsel özgürlüklerine olanak tanımazken, akranlar arası onaya dayalı cinsel eylemleri de suç sayıyor. Bir yandan cinsel ilişkiye gösterdiği rıza kabul edilmeyen çocuk, bir yandan da cinsel istismar suçunun faili olarak yargılanıp, ağır hapis cezalarına mahkûm edilebiliyor.

Tasarı, AYM’nin 2015 yılında verdiği karardaki ana gerekçenin, onaya dayalı akran cinselliği eylemlerinde hakime takdir marjı tanınmadan ağır hapis cezası vermesi zorunluluğu olmasını, dikkatten kaçırmış ya da görmezden gelmiş durumda. Anılan AYM kararında, üye hakim Osman Ali Feyyaz Paksüt tarafından farklı gerekçe ile iptal görüşünde kaleme alınan “Rıza ile iki çocuk arasında gerçekleşen cinsel deneyimin, yaralama sonucu ölüme sebebiyetten, nitelikli hırsızlık ve yağmadan, uyuşturucu ticaretinden hatta terör eylemlerine katılmaktan daha ağır bir şekilde cezalandırılmasının çağdaş bir toplumda mantığa ve vicdana sığdırılması güçtür. Bu nedenle kural, yasa koyucunun takdir yetkisi kapsamında değerlendirilemez.” yorumunu ve iptali istenen kuralın Anayasa’ya uygunluk denetiminin, sınırlı olarak suça sürüklenen çocuk yönünden yapılması ve buna göre sınırlı bir iptal kararı verilmesi gerekliliğini bir kez daha tekrarlamak gerekiyor.

Tasarı, yetişkinlerin çocukları istismar ettiği olaylar ile çocukların cinsel gelişimleri uyarınca kendi aralarında zora ve güce dayanmayan eylemlere aynı penceren bakarak, çocuklara yapılabilecek en büyük haksızlığı yapıyor. Oysaki 18 yaşın altındaki herkesin çocuk olması nedeniyle, bu tür eylemlerin akranlar arasında yaşanması ile bir yetişkinden bir çocuğa yönelmesi arasındaki farkın gözetilmesi gerekiyor. Bu durumda, sadece kız arkadaşı ile birlikte olmuş erkek çocuklarına on yıllarca hapis cezası verilerek yeni bir toplumsal gerçeklik yaratılması ve yine bir gece yarısı meclise sunulacak tasarı ile bu çocukların arkasına saklanan onlarca yetişkin istismar failinin evlilik kisvesi ile aklanmaya çalışılacağı, çocukların ise zorla evlendirilerek yeni mağduriyetler yaşayacağı günleri görme ihtimalimiz oldukça yüksek.

İstismar davalarında gizlilik olumsuz sonuçlar doğuracaktır

Tasarıda bu kısma kadar belirtilen hükümler dışında, faillerin tedavilerine ve işe giriş şartlarına yönelik hükümler de mevcut. Ancak Türkiye’nin taraf olduğu Avrupa Konseyi Çocukların Cinsel Sömürü ve İstismara Karşı Korunması Sözleşmesi ile belirlenen yükümlülüklerine ilişkin düzenlemeler tasarıda yine yer almıyor. Çocuk istismarına ilişkin yayın yasağı getirilmesi ve 2012/20 sayılı Başbakanlık Genelgesi uyarınca kurulan Çocuk İzlem Merkezleri’nin mevcut yapılarının değiştirilmesi ise çocuk istismarı ile mücadelede çok olumsuz sonuçlar barındırıyor.

Çocukların zorla evlilik adıyla istismarının engellenmesine ilişkin düzenleme yok.

Tasarıda, çocukların zorla evlendirilmelerinin engellenmesine ilişkin hiçbir düzenleme yok. 16 yaşındaki bir çocuğun anne babasının talebi üzerine hakim kararı ile evlendirilebilmesi hali hazırda yasa eliyle istismarı oluşturuyor. Erken yaşta evlendirmeyle ilgili TCK’da resmi nikah olmadan evlenme için dinsel tören yapan kimse hakkında cezalandırma öngören hüküm, AYM tarafından “aile hayatlarına saygı gösterilmesini isteme hakkı ile din ve vicdan özgürlükleri kapsamında kalan evlenmenin dinsel törenini yapma ve yaptırma fiillerinin suç olarak düzenlenip bunlara cezai yaptırım bağlanması, anılan haklara orantısız bir müdahalede bulunulması sonucunu doğurmakta ve ölçülülük ilkesine aykırı düşmektedir” gerekçesi ile iptal edilmişti. Tasarı ile çocukları evlendiren kişilerin cezalandırılması için yeni bir hükmün de getirilmediği görülüyor.

Hadım yasası kabul edilemez

2018’in başından bu yana, cinsel istismar suçları kapsamında yapılan tüm tartışmalarda, tıbbi kastrasyon talebi geniş bir yer tuttu. Tasarıda da beklendiği üzere, cinsel suç faillerini hasta ilan eden bir düzenleme bulunuyor. Bu uygulama, faile zorla yapılacak olması nedeniyle insan hakları ihlali niteliğinde. Faillerin tahakküm araçlarından biri olarak kullandığı cinsel şiddetin, hastalık olarak ele alınması ise suçun toplumsal ve erkek egemenliğinden beslenen nedenlerini görmemek için takılan at gözlüğünden başka bir anlam ifade etmiyor.

Sonuç yerine;

Sonuç olarak, bu tasarıda sadece ağır cezalar ve hadım yok, cezasızlık ve korumasızlık var. Bir yasalaşma sürecinin daha sonuna gelirken, çocukların gerçek ihtiyaçlarına odaklanılmadığını dolayısıyla tasarının sorunun çözümüne bir katkı sağlayamayacağını öngörebiliyoruz. Unutulmamalı ki, çocuklar genellikle en yakınları tarafından en ağır zararlara yol açan suçlara maruz bırakılıyor. Bazen susuyor, bazense konuşma gücünü buldukları ilk anda susturulmaya çalışılıyorlar. Yaşadıklarını anlatan çocuklar ise kendilerini korumakla ve desteklemekle yükümlü olanlar tarafından duymazdan gelinebiliyor. Pek çok çocuk, adli süreçte, utandırıldıkları, aşağılandıkları, damgalandıkları için ikincil travmaya maruz kalıyor. Yargılama failin aldığı hükümden bağımsız bir şekilde, çocuklar için adaleti sağlayabilecek nitelikte işleyemiyor. Çocuklar; mutlu, sağlıklı ve güvende hissedebilmek için hukuk tarafından görülmeyi bekliyor, tasarı ise ne yazık ki bunu mümkün kılamıyor. Çocuk işçiliği ve çocuk istismarı oranlarının bu kadar yüksek ve acı olduğu bir tabloda, çocuklarımızın bu karanlık tabloya teslim edemeyeceğimiz açıktır.

Kaynakça:

Türk Ceza Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısı

http://www2.tbmm.gov.tr/d26/1/1-0935.pdf

Şiddeti Önleme ve Rehabilitasyon Derneği’nin “2016 Çocuk İstismarı Raporu”

http://imdat.org/wp-content/uploads/2016/05/%C3%87OCUK-%C4%B0ST%C4%B0SMARINA-Y%C3%96NEL%C4%B0K-RAPOR.pdf

Anayasa Mahkemesi Kararı, Esas Sayısı: 2014/36, Karar Sayısı : 2015/51, Karar Tarihi : 27.5.2015

http://www.kararlaryeni.anayasa.gov.tr/Karar/Content/c03385ce-d1d6-49fd-8393-1382ebd7445f?excludeGerekce=False&wordsOnly=False

Anayasa Mahkemesi Kararı, Esas Sayısı: 2015/26, Karar Sayısı: 2015/100, Karar Tarihi:12.11.2015

http://www.kararlaryeni.anayasa.gov.tr/Karar/Content/c0fd7bd3-cdce-40f0-873d-13925fb0e6c6?excludeGerekce=False&wordsOnly=False