İŞÇİ VE KADIN DÜŞMANLARINA MEYDANI BOŞ BIRAKMAYACAĞIZ
30 Mayıs 2019
Kadınları Yoksulluğa ve Nafakaya Mahkum Eden Bu Düzen Değişmelidir!
24 Haziran 2019
Tümü

Nazım Hikmet Ölüm Yıl Dönümünde Anıldı

Komünist şair Nazım Hikmet’in ölümünün 56. yıl dönümünde Bursa’nın İznik ilçesine bağlı Müşküle Köyü’nde bir anma gerçekleştirildi.

Anmada İlerici Kadınlar Derneği  adına MYK Üyesi Aydan Güner’de bir konuşma gerçekleştirdi. Konuşmasına Nazım’ın dizeleriyle başlayan Güner, büyük şairi şu sözlerle anlattı;

Sen de bilirsin ki ben
Ne dedemden miras bekledim
Ne babamdan şeref şan !
Hasep, nesep, kan, soy, sop
İşinde yoğum
Çünkü ne soyu sicilli bir buldoğum
Ne tecrübeli bir tavşan
Ben sadece ölen Babamdan ileri,
Doğacak çocuğumdan geriyim.
Ve bir kavganın, adsız neferiyim.
Kendini böyle tanımlar, Yaşamı boyunca, sömürüsüz , baskısız,
eşit ve özgür bir dünya ve sınıfsız bir toplum kavgası vermiş
olan Nazım Hikmet. İnsanın, kendisini özgürce geliştirebileceği
bir dünyanın, ancak böyle gerçekleşebileceğine inanmış ve bu
yönde dinmek bilmeyen bir şekilde mücadele etmiştir.
Ve bu nedenle, kısa yaşamının önemli yılları, mahkeme
kapılarında, cezaevlerinde ve sürgünlerde geçmiştir. Ancak o,
boyun eğmeyen bir direnişçiydi. Ne baskılar, ne hapis cezaları,
ne ölüm tehditleri ne de sürgünler onu yıldıramadı;
Mesele esir düşmekte değil,
Teslim olmamakta mesele! Diyerek devam etti kavgasına…

Zorlu ve çileli günler yaşamasına rağmen umudunu ve inancını
hep korumuştur Nazım Hikmet, uzun hapislik yaşantısı
boyunca karamsarlığa kapılmamak, mücadeleyi bırakmamak
ve yaşamı her zaman ciddiye almak gerektiğini savunmuştur:
Yaşamak şakaya gelmez,
Büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın
Bir sincap gibi mesela,
Yani, yaşamın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden,
Yani, bütün işin gücün yaşamak olacak
Yaşamayı ciddiye alacaksın,
Yani o derecede, öylesine ki,
Mesela, kolların bağlı arkadan, sırtın duvarda,
Yahut kocaman gözlüklerin,
Beyaz gömleğinle bir laboratuarda
İnsanlar için ölebileceksin,
Hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için,
Hem de hiç kimse seni buna zorlamamışken,
Hem de en güzel, en gerçekçi şeyin
Yaşamak olduğunu bildiğin halde.

Egemen sınıflar ve onların temsilcileri, Nazım’ın kavgacı,
mücadeleci yanını, komünistliğini unutturup onu sadece
aşklarıyla ve yurt sevgisiyle anılmasına çalışırlar. Oysa
Nazım’la aynı davayı savunan bizler için onun unutulmaması
ve unutturulmaması gereken yanı devrimciliği, komünistliği ve
bunlarla yoğrulmuş üstün şairliğidir.
Onun gözünde dava uğruna verdiği kavgasıyla yaşamı bir
bütündür. Nazım bir insana duyduğu aşk ile insanlığa duyduğu
aşk arasında ayrım yapmaz. Bu yüzden sevdalarını ve aşklarını
ne gizler, ne de ideallerinin önüne koyar. Yeri geldiğinde gözü
hiçbir şeyi görmeyen bir aşık olabildiği gibi yeri geldiğinde en
sevdiği insandan davası uğruna vazgeçebilir. Ona göre aşık
olmak ayıp değil, marifettir:
Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak da
hattâ sevda yüzünden ölmek de ayıp değil,
bütün iş Tahirle Zühre olabilmekte
yani yürekte.
Meselâ bir barikatta dövüşerek
meselâ kuzey kutbunu keşfe giderken
meselâ denerken damarlarında bir serumu
ölmek ayıp olur mu?

Nazım Hikmet, aşklarını ve ideallerini bir bütün içerisinde
yaşamına sığdırabilmiş ender insanlardan biridir. Birçok
aydının aksine davasına, kendisini adadığı işçi sınıfına
yabancılaşmamış, sırtına aldığı yükü dirençle ve bilge bir
savaşçı gibi taşımıştır.
Nazım Hikmet, Türkiye toprağında sosyalizm mücadelesinin
temelini atan geleneksel sol kuşağın bir temsilcisidir. Politik
mücadelesini sanatçı kişiliği ile birleştiren bir komünisttir.
Nazım Hikmet’i Nazım Hikmet yapan dahiyane yetenekte bir
komünist şair olmasıdır ve eşsiz bir komünist şair olarak
yüreklerimizde ve mücadelemizde yaşayacaktır.