İKD Genel Sekreteri Nuray Yenil; BÜTÜNLÜKLÜ BİR MÜCADELE HATTI KURULMALI

ZORUNLU DİN DERSİ DAYATMASINA SON VERİN
9 Eylül 2019
ÜCRETSİZ KREŞ, GÜVENCELİ İŞ İSTİYORUZ.
19 Eylül 2019
Tümü

İKD Genel Sekreteri Nuray Yenil; BÜTÜNLÜKLÜ BİR MÜCADELE HATTI KURULMALI

İerici Kadınlar Derneği Genel Sekreteri Nuray Yenil gündemde ki konuları Kadınların Sesi’ne değerlendirdi.

”Kadın cinayetlerinin karşısına dikilmek için daha kaç Emine ölecek?”

Emine Bulut cinayeti ve son dönem artan kadın cinayetleri kadınları sokağa döktü. Bu konuda neler söylersiniz?

Kadına yönelik şiddet ve kadın cinayetleri neredeyse AKP’nin Yeni Türkiyesi’nin magazin haberlerine dönüştü. Emine Bulut cinayeti kadına yönelik saldırganlığın ve kadın düşmanlığının vardığı boyutları ortaya çıkarmıştır. Cinayetin işleniş şekli, saldırganın çok kalabalık bir mekanda, sıkılmadan suçu işleme cesareti göstermesi, kendi çocuğundan dahi çekinmemesi, etraftakilerin saldırgana hiçbir şekilde müdahale etmemesi ve en nihayetinde Emine Bulut ”ölmek istemiyorum” diye haykırırken cep telefonundan çekim yapacak kadar gaflet içinde olan bir vatandaş tipolojisi… Aslında bütün bu tablo değişen, dönüşen ve gericileşen yeni Türkiye’nin, bizim ısrarla İkinci Cumhuriyet diye adlandırdığımız yeni rejimin resmidir.

Cinayetten sonra ortaya çıkan tepkiyi ise iki türlü değerlendirmek gerekir. Birincisi bu resme halen itiraz eden, onay vermeyen ve toplumun vicdanı olan milyonların varlığı ve isyanı umut verici. Ancak ikincisi toplumun vicdanını ve direngenliğini harekete geçiren itkinin bir vahşet görüntüsü olması nasıl bir toplumsal atalet ile karşı karşıya olduğumuzuda gösteriyor. Kadın cinayetlerinin karşısına dikilmek için daha kaç Emine Bulut, daha kaç Özgecan’ın öldürülmesi gerekiyor?

”Biz ayakta olursak, gericilerin sesleri kesiliyor.”

Bütün bu tablonun içinde İstanbul Sözleşmesinin tartışmaya açılmasını nasıl değerlendirmek gerekir?

Emine Bulut cinayetinden sonra gerici ve yandaş basında büyük bir sessizlik görüyoruz bu konuda. Oysa daha birkaç hafta önce İstanbul Sözleşmesi’nin iptali içn kampanyalar yürütüyorlardı. Bu sessizliğin uzun sürmeyeceğini tahmin ediyorum. Şu anda toplumun duyargaları açık ve tepki almaktan korkuyorlar. Demek ki bizim direncimiz sürekli olursa biz ayakta olursak, gericilerin sesleri kesiliyor. İslamcı anlayışın kadına bakışı ortada.Yukarıda resmettiğimiz tablonun temelinde bu anlayış ve uzantısı gerici politikaların yattığını uzun zamandır söylüyoruz. Dolayısıyla 2011 yılında altına imza atmak zorunda kaldıkları İstanbul Sözleşmesi’nden kurtulmak istiyorlar. İstanbul Sözleşmesi kadına yönelik her türlü ayrımcılığın ortadan kaldırılması, kadına yönelik şiddetin önlenmesi, şiddete karşı koruyucu tedbirlerin alınması ve şiddete karşı yaptırımlar konusunda devlete yüklediği sorumluluklar bağlamında önemli düzenlemeleri barındırmaktadır. Bu düzenlemelerden geri adım atılamaz. Ancak daha ilerisini talep etmemiz gerektiğide açık. İstanbul Sözleşmesi aynı zamanda kurulu düzeni, sömürü ilişkilerini veri aldığı oranda da aşılması gereken, ileriye taşınması gereken yanlarda barındırıyor. Her zaman ifade ettiğimiz gibi yasalar, hukuki yaptırımlar önemlidir, ancak daha da önemlisi kadın erkek eşitsizliğini ve her türlü toplumsal eşitsizliği besleyen üretim ilişkilerinin, sömürü düzeninin değişmesi olmazsa olmazımızdır.

İdama karşıyız, gericilikle mücadele edilmelidir”

Buradan yine tartışma konusu haline getirilen idam meselesini İKD nasıl değerlendiriyor?

İdam tartışmaları iktidarın sus payı olarak kullandığı bir aparata dönüşmüş durumda. Kadın cinayetlerinde, çocuk istismarı vakalarında ya da toplumsal tepkinin arttığı herhangi bir vakadan sonra toplumun vicdanını rahatlatacak bir söylem olarak idam tartışmaları gündeme getiriliyor. İdam tartışmaları tamamen iktidarın siyasi ranta dönüştürdüğü, kendi zihniyetine uygun olarak şer-i hükümlere zemin oluşturmaya dönük hamleleri olarak görülmeli.Burada niyetin kadın cinayetlerini ya da çocuk istismarını önlemek olmadığı açık. Varolan hukuku uygulamayan, altına imza attığı İstanbul Sözleşmesinin dahi gereklerini yerine getiremeyen iktidar idam ve hadım gibi tartışmalarla gerçek sorunu manüple etmenin derdinde.

Biz idama karşıyız.Kadına yönelik şiddet ve çocuk istismarlarının toplumsal nedenleri üzerinde durulmalı, başta gericilikle mücadele edilmelidir. Kadını aşağılayan söylemlerden, kadın düşmanı politikalardan vazgeçilmelidir. İdam tartışmaları ile bunlar hasır altı ediliyor.

”Kadınların yoksulluğa ve nafakaya mahkum olmayacakları bir düzen kurulmalıdır.”

Yine son dönemde sıkça tartışılan nafaka meselesine gelelim. Nafaka konusunda yeni bir düzenlemeye ihtiyaç var mı?

Bu konuda sonda söyleyeceğimi başta söyleyeyim, kadınların yoksulluğa ve nafakaya mahkum olmayacakları bir düzen kurulmalıdır. Nafaka konusunda varolan yasal düzenlemeler kadına nafaka ödenir demiyor. Yoksulluğa düşen tarafa nafaka ödenir diyor. Burada sorgulanması gereken neden kadınların yoksul kaldığıdır. Yoksulluk bugün kadın erkek milyonlarca emekçinin problemi. Ancak özel olarakta kadınların muhtaç duruma düştüğü bir gerçek. Kadınların istihdam oranlarının düşük olması, güvencesiz düşük ücretlerle çalışması, gericiliğin hüküm sürdüğü ülkemizde kadının çalışmasının ayıplanması ve bunun gibi pek çok neden sıralanabilir. Öncelikle bu zeminin değişmesi gerekir. Kadınların yoksulluğa mahkum olmayacakları bir düzen kurulana kadar, kazanışlmış bir hak olarak nafakaya dokunulmamalı. Hali hazırda var olan yasal düzenlemeler her iki tarafında mağduriyetini engelleyecek mahiyettedir. Buradan kimse mağduriyet üreterek kadınların ”ne olursa olsun sadakat ve itaatini” sağlama almaya kalkmasın.

”Artık bu köhnemiş düzenin diyetini ödemeyelim”

Bütün bunların karşısında nasıl bir mücadele verilmeli?

Saldırı çok boyutlu. Bir yandan bugüne kadar kadınların kazanılmış haklarına dönük ciddi bir karşı propaganda var. Üstelik bu sadece İstanbul Sözleşmesi ya da nafaka ile sınırlı değil.Daha tehlikelisi Cumhuriyet ile birlikte yurttaşlık bilinci kazanmış bir toplumun yeniden ümmet anlayışı ile şekillendirilmesi, kulluğa ve itaat etmeye ikna edilmesi, hak, hukuk kavramlarının iğdiş edilmesi gibi boyutları var bu propagandanın. Ve elbette toplumu dize getirmek için öncelik kadınların oluyor. Bu nedenle AKP’nin yeni rejimine biz ısrarla gericidir diyoruz. İkincisi ve bununla bağlantılı olarak ciddi bir ekonomik kriz ile karşı karşıyayız. Yine yoksul, emekçi milyonlarca kadın kriz koşullarında evinin tenceresini kaynatmaya çalışıyor. Krize karşı emekçilerin direncini kırmak için de gericilikle terbiyeye ihtiyaçları var.

Dolayısıyla ortaya çıkan tablo bir tesadüf değildir. Öldürülen kadınlar bu gerici sömürü düzeninin diyetidir. Bu köhnemiş düzenin kurbanlarıdır. Artık bu diyeti ödemeyelim. Sömürüye ve gericiliğe karşı bütünlüklü bir mücadele hattı kurulmalıdır. Gerçek anlamda eşitlik bu zemin üzerine kurulacak güçlü bir örgütlülükten geçmektedir.