ÖLÜM YILDÖNÜMÜNDE SAYGIYLA… Behice Boran’ın Işığında

İLERİCİ KADINLAR DERNEĞİ (İKD) EYLÜL 2019 RAPORU
4 Ekim 2019
İKD’nin suç duyurusuna üç yıl sonra İçişleri Baknlığı’ndan yanıt: ENSAR’DAKİ ÇOCUK İSTİSMARINDA ÜÇ MÜDÜRE SORUŞTURMA İZNİ
14 Ekim 2019
Tümü

ÖLÜM YILDÖNÜMÜNDE SAYGIYLA… Behice Boran’ın Işığında

Türkiye sosyalizm mücadelesinin unutulmaz önderlerinden Behice Boran, 1910’lu yılların 1 Mayıs’ında doğar. Liseyi Amerikan Kız Kolejini bitiren Boran, yüksek öğrenimini yapmak için Amerika’ya gider. Doktorasını tamamladıktan sonra Türkiye’ye döner. 1939’da doçent olarak atandığı Ankara Üniversitesi Dil Tarih Coğrafya Fakültesi’nde sosyoloji bölümünde ders vermeye başlar.

Yine bu dönemde Türkiye’de bir ilk olarak sosyolojik saha çalışmalarına öncülük eden Boran hayatını topluma ve emekçi sınıfa adayarak çalışmalarını bilim ve aydınlanmanın ışığında sürdürür. Onun toplumsal incelemelerinde gösterdiği tutarlılık sınıfsal bilincinin de bir yansıması olarak ortaya çıkar.

Adanmış Bir Ömür

Hayatta fikirlerin yansıması sadece bireysel olmaz, hele bir toplumu değiştirmek, geliştirmek istiyorsanız örgütlü bir biçimde çalışmamız, bir örgüt içinde olmamız lazımdır.” diyerek Türkiye’de siyaset yapmanın zor olduğu koşullarda siyasi zorlukların yanı sıra kadın olmanın meydana getirdiği zorlukları da omuzlayan Boran, toplumu değiştirme fikrinden hiç vazgeçmemiş ve bunu gerçekleştirmek için de ömrünü örgütlü mücadeleyle geçirerek adeta akıntıya karşı kürek çekmiş ve yolumuzu aydınlatmıştır.

Türkiye İşçi Partisi (TİP) Genel başkanlığı , Urfa Milletvekilliği , Akademisyenlik … Bütün bu özellikleri önemli kılan elbette Behice Boran’ın Türkiye’de bir ilke imza atmasındaydı. O Türkiye’nin ilk kadın sosyoloğu olmuş , ilk kadın parti genel başkanlığını yapmıştır.

Boran siyasi faaliyetlerini devam ettirirken defalarca tutuklanmış fakat emekçi halkların kurtuluş mücadelesine olan inancını ve cesaretini asla yitirmemiştir.

12 Mart muhtırası gerçekleştiğinde Türkiye İşçi Partisi (TİP) ile beraber “Faşizme Hayır “ diyerek çalışma yürütmüş, Demokrat Parti hükümetinin 25 Temmuz 1950’de, (ABD) ve (BM) güçlerinin birlikte savaşmak üzere Kore’ye asker gönderme kararı almasını Galata köprüsünde protesto ederek Kore savaşına asker gönderilmesine karşı bildiri dağıtmıştır.

Kadın sorununda “birlikte mücadele”

Boran, saha çalışmalarında, kadınları ekonomik ve sosyal açıdan incelemiş bu minvalde kadın sorunu sosyolojik araştırmalarında yer edinmiştir.

Hem teoride hem de pratikte kadınların, maruz kaldıkları problemlere karşı ayrı mücadele yürütmelerindense “birlikte mücadeleyi ”büyüterek kadın sorununun işçi sınıfının mücadelesine eklemlenerek çözüleceğine inanmış kadınların kurtuluşunda mücadele metodunu şu sözlerle ifade etmiştir :

Kadının genel sınıfsal konumundan doğan sorunlar yanında bir de kadın olmasına özgü sorunları bulunduğundan… Kendi aralarında örgütlenmeleri ve toplumsal mücadeleye girişmeleri doğaldır, gereklidir. Sorun, temelinde toplumsal yapının değişmesi sorunudur diye, kadın sorunu üzerinde ayrıca durmaya gerek ve kadınların kendi aralarında örgütlenip mücadeleye girişmelerine gerek yoktur gibi bir görüş yanlıştır. Ne var ki, kadın kitlesi kendi içinde eş türden olan bir kitle değildir. Sınıfsal ayrımlar bu kitleyi de ayrıştırır. Kadın hakları için mücadeleyi asıl, işçi, emekçi sınıflardan kadınlar, özellikle çalışma hayatında yer alanlar, doğru çizgide, işçi ve emekçi sınıfların demokrasi ve sosyalizm mücadelesiyle uyumlaştırıp bütünleştirerek yürütebilirler.”

Sosyalist doğulmaz, sosyalist yaşanır,”

Boran, kaleme aldığı bir yazısında , fikirlerin insan davranışları ve kişiler üzerindeki etkileri üzerine bahsederken,

Doğru bulduğumuz fikirleri öyle benimsemiş, öyle içimize sindirmiş olmalıyız ki, bunlar davranışlarımızı biz farkında olmadan dahi etkilemeli, tayin etmeli, yönetmelidir. İnsan nihayet ne kadar sosyalist olmaya devam etse de, bir gün bedeni bu fani dünyaya veda eder, ama işçi sınıfı partileri, işçi sınıfı var oldukça devam eder, gider. Sosyalist doğulmaz, sosyalist yaşanır,”

Behice Boran’ın eşitlik ve özgürlük mücadelesinde yaktığı ateş hiç sönmeyecek kadar büyük. O, Emperyalistlerin savaş çığırtkanlıklarına karşı barışı , sömürü düzenine karşı ise eşitlik mücadelesini ömrünün sonuna dek vermiş, biz kadınlara ise hiçbir zaman unutmayacağımız bir “mücadele ve cesaret” bırakmıştır.