2020’yi Kazanmak İçin…
16 Ocak 2020
KIZILAY’IN ENSAR VAKFI’NA PARA AKTARMASI KABUL EDİLEMEZ!
30 Ocak 2020
Tümü

İstanbul’a yeni rant kapısı: “Katar İstanbul”

2011 yılından bu yana gündemde olan Kanal İstanbul projesini bu aralar sıkça duymaktayız. “Milletimize rağmen milletimiz için yapacağız” denilen “çılgın proje” için hiçbir itiraz iktidar tarafından kabul edilemez bir durumda. 1595 sayfalık ÇED raporuna göre, 8 yıllık olan bu proje İstanbul’u bir kaosa sürüklemekle kalmayacak su kaynaklarını tehdit eden, kirliliği artıran, ekolojik döngüye zarar veren ve deprem riskini artıran bir noktaya oturacak.

Kanal İstanbul için “en büyük hayalim” diyen Erdoğan, proje ile İstanbul Boğazı’ndaki trafiğin azalacağını ve Boğaz’daki kaza riskinin en aza indirileceğini söyledi. 15 Kasım 1979 yılında Romanya’nın Köstence Limanı’na 96 bin ton ham petrol taşıyan Independenta tankerinin, İstanbul Boğazı’ndan geçişi sırasında, Haydarpaşa açıklarında Yunan gemisi Evriali ile çarpışması sonucu 43 mürettebatın yaşamını yitirmesi olayını da hatırlatan Erdoğan projenin rant uğruna yapıldığı gerçeğinin üstünü örtmeye çalıştı.

Nedir bu Kanal İstanbul ?

ÇED raporuna göre proje, Küçükçekmece, Avcılar, Başakşehir, Arnavutköy ilçesi sınırları içerisinden geçiyor ve projenin Karadeniz’e bağlantısı kuzeyde Karaburun’da, Marmara Denizi’ne bağlantısı ise Küçükçekmece Gölü’nde sağlanacak.

İstanbul Boğazı’na alternatif bir geçiş güzergahı olarak planlanan proje için İmar Kanunu’nda değişiklik yapıldı. Yine rapora göre ‘su yolu’ kavramı ile planlanan Kanal İstanbul projesi 45 kilometre uzunluk, alt kısımda 250 metre, üst kısımda 360 metre genişlikte ve 20,75 metre derinlikte olacak.

Rapora göre projenin inşaat çalışmalarının 4 yılı kazı olmak üzere toplam 7 yılda tamamlanacağı öngörülüyor. Projenin inşaat maliyeti 60 milyar TL, deplasmanlar ve geçişler yaklaşık 15 milyar TL olmak üzere toplam 75 milyar TL olarak öngörülüyor.

Çılgın proje alanının yüzde 52’si tarım alanında oluşmakta 136 milyon metrekarelik çok verimli tarım ve orman alanı ise sonsuza kadar ortadan kaldırılmaya çalışılmaktadır. İnşaatın başlaması ile birlikte alt yapı ve su hatları zarar görecek ve kent yaşamı olumsuz hale gelecek. Ayrıca Kanal İstanbul projesi zaten diken üstünde yaşamamıza neden olan deprem ve afet başlıklarını daha da çözümsüz hale getirecektir.

3996 sayılı kanunda “Kanal İstanbul ve benzeri su yolu projeleri, sınır kapıları ve gümrük tesisleri, milli park hizmetlerin yaptırılması, işletilmesi ve devredilmesi konularında, yap-işlet-devret modeli çerçevesinde sermaye şirketlerinin veya yabancı şirketlerin görevlendirilmesine ilişkin usul ve esasları kapsar” denilerek bir değişiklik yapılmıştı. Bu madde ile projenin yapım ve işletmesi Yap-İşlet-Devret yöntemi ile yapılacak. (Yani Katarlılara peşkeş çekilecek.) Bu durum bizlere “Kanal İstanbul” projesinin güvenlik amaçlı yapılmış bir “su yolu” olmadığını açıklıyor. Tersine kriz yaşayan Türkiye kapitalizmini ve sermaye sınıfını kurtarmaya dönük bir hamle olduğunu gözler önüne seriyor.

Erdoğan projenin birkaç yıl içerisinde maliyetini çıkaracağını iddia etse de geçtiğimiz yıllarda tamamlanan Osmangazi köprüsü ve Şehir hastaneleri’nin akıbeti hepimizin malumu. Önce geçiş garantisi verilerek Katarlılara satılacak sonrasında ise projenin faturası emekçilere kesilecek. Büyük gelir getiren proje olarak sunulan Kanal İstanbul ve çevresine yapılacak yerleşim alanı emekçi halk için ek vergi anlamına geldiğini de unutmamak gerek. Bölgede yaşayan halkın işinden ve yaşam alanından uzaklaştırılması ise cabası.

Daha geçen gün asgari ücrete günlük 10 TL zam yapıp rant uğruna projelere milyonlara lira aktaran ve insan sağlıyla oynamaktan zerre çekinmeyen sermaye iktidarına İlerici Kadınlar Derneği olarak sözümüz belli; yağmaya, talana ve dayatmaya hayır diyoruz!

(Kadınların Sesi 20. sayı)