Bir Velinin Gözünden Uzaktan Eğitim

UZAKLARIN ŞARKISI

Orda bir köy var uzakta;
O köy bizim köyümüzdür.
Gitmesek te görmesek te;
O köy bizim köyümüzdür.
Çocukluğumdan kalma uzakların şarkısı dilimde. Bu şarkıyı dinlediğim de yaşadığım
yalnızlık duygusuna bugünlerde hüzünde ekleniyor.
Orda bir yerlerde uzak olan köyümüzün tersine hemen yolumuzun karşısında bize çok yakın olan okulumuz… Okulumuz öğrencisiz, okulumuz öğretmensiz, okulumuz cansız…
2020 Mart ayında korona virüsten dolayı kapanan okullar yavaş yavaş açılmaya başlıyor. Ekim ayındayız okullar kapanalı tam yedi ay olmuş. Ekim ayındayız fide, fidan, tohum ekme dönemi. Toprak rahmine aldığı tohumu sıkıca sararak onların hayata tutunması için tüm bildiği hünerleri tohuma, fısıldayacak. Ya okulda olması gereken bu öğrencileri kim sarıp sarmalayacak kim bu öğrencilere tüm hünerlerini anlatacak.
Okullar kapanalı tam yedi ay olmuş bu süre zarfında eğitimin aksamaması adına ne güncellemeler yapıldı acaba!
Zaten koronadan öncede oldukça kalabalık olan sınıfların öğrenci sayısını azaltmak için yeni okullar mı yapıldı? Yoook gerek yok. Her yer beton yığını olmasın değil mi? Yıllardır ihtiyaç olduğu halde boşta kalan öğretmenler pandemi nedeniyle kadroya mı alındı? Yok yok onlar alıştı şimdi sabah kalk filan düzen bozmak zor yoksa…

Geçen yıl bilgisayar sisteminin yeterli olmadığı görüldüğünden dolayı bilgisayar ağı mı genişledi? O ne ya bu çok saçma! Her öğrenciye tablet miş….Yok yahu yani bunlara ne gerek var ki! Bunlar yapılsa çok saçma olurdu.

Biz şimdi asıl yapılanları sayalım, şu yukarıda yazan deli saçması şeyleri hemen geçelim. Sınıflar alkollü suyla sarhoş olurcasına yıkandı. Her okula ateş ölçer alınarak virüsün gafil avlanması sağlandı. Sonra öğrencilerin çoğu okula alınmayarak kapıda öğrencilerin gelmesini bekleyen virüse nanik işareti yapıldı. Sonra buraları da çok önemli olacaktı ama yapılmadı. İşte böyle. Yapılır ama bişeyler.

Bu virüsün, ortaya çıkışı belkide  insanlığın kendini var eden doğayı küçümseyerek bakışından. Belkide, bizlere çok uzaklarda ki bazı insanların tüm dünyayı alıp satılan kendisinin malı olarak görmesinden kaynaklı olabilir mi? Virüsün insanlığa bu kadar vahşice, ya da insanca saldırması da ondan olabilir mi? Bunu bizler belki de hiç bir zaman bilemeyeceğiz ama şunu çok iyi görüyoruz ki eğitimin vay başına.

Okullar yavaş yavaş açılıyor. Önce özel okullar, dershaneler, etüt merkezleri. Parayla olan tüm eğitim birimleri korona kovucu taktırmışçasına açılıyor. En sonunda neyse ki birinci sınıflar da okullu oldular.
”Şimdi okullu olduk,
Sınıfları doldurduk.”
Diyemedik belki ama okulun ilk günü bizim tüm ailemiz okula doluştuk, kızımın gözleri inceden ovuştu. Biz aileler sınıflara alınmadığımız için kızım arkasına bakarak tek başına sınıfına giderken yine de çok heyecanlıydı okuma yazma öğrenecek ya! Çıkışta tüm aile kızımın yanındayız kızımın çantasında gıcır kitaplar. Evimize geldiğimizde ilk işim kızıma okulda verilen gıcır kitapları incelemek oluyor. Kitabın ilk sayfasını açtığımda ne göreyim. Padişahların eğitimi, yaşamları, yaptıkları… İlkokul bir öğrencisinin acil olarak öğreneceği ilk konu nasılda incelikli bir şekilde seçilmiş pes yani! Benim kızımın bu konu nasıl dikkatini çeker diye düşünürken oğlumun beşinci sınıf dersi başlıyor. Neyse ki evimizde bilgisayar var, neyse ki evde internet var, neyse ki ben evdeyim, neyse ki … Gerçi ben niye evdeyim ki! Neyse ki bunun cevabını televizyondan öğreniyorum ben hiçbir işi beğenmeyen onun içinde evde kalan işsizler grubundaymışım. Elimde üniversite diploması, sertifikalar, deneyim. İşsizlik olmayan bir ülkenin, diplomalı işsizi bile sayılmıyorum. Ben zatım hiçbir işi beğenmeyen yaramaz hergeleymişim de haberim yok! Neyse oğlum kameranın karşısında iyi iş çıkarıyor, zeki oğlum. Bizi odadan uzaklaştırıyor. Oğlumun karşısındaki göremediğimiz hocasının dertli sesi gelip gidiyor. Sonrası karanlığa bağlanıyor. Belkide uzaktan ders dedikleri böyle bir şeydir bilemeyiz değil mi? Uzaktan eğitimin cilveleri böyledir diyoruz kendi kendimize. Eğitim bakanımız çok hızlı bir şekilde uzaktan açıklama yapıyor “Sisteme girişler o kadar yoğun ki. Sağolun bu başarı hepimizin sayesinde. Biz bu sistemi yıktık. Ama niye diye hele bir sorun tabi ki sizin ilginizden. Başarılı sonucumuza bir bakın. Sayenizde EBA yıkılıyor” Çok uzaklardan bir yerlerden alkış sesi geliyor. Uzaktan bakan, bakanımız gururlu. Alkış tufan, ortalık yıkılıyor. Bakanımız uzaktan alkışlara bakıyor.  Belkide bu yeni değil, yani uzaktan eğitim yeni değil. Uzaklardan bakılan işsiz öğretmenler. Canlıları var eden evrim için yıllardır maymunlarla insanları aynı karede göstererek dalga geçmeler ve de en sonunda tümden bu konuyu yasaklama. Bilimin, felsefenin sorgulayan bakış açısını yıllardır traş makinesiyle kesme gayreti.
Ama diyelim mi artık!

Evet oğlum da hocamızda hiç yılmıyor. Oğlum sabah derslerini pijama üstü kazakla yapmaya devam ediyor. Pilav üstü döner misali. Evet bu şartlarda bile ne oğlum, ne kızım ne biz, ne de hocalarımız yılıyor. Yıllarca okuyup kalemi
eline alan gazetecilerin kalemleri kırılsada, müzik sanatçılarının notaları açlıktan ölse de, doktorların yılanları küçükten boğulsa, avukatların önleri kapansın diyerek düğmeler dağıtılsa, yazarların şairlerin harfleri çalışsında…
”Orda bir köy var uzakta;
O köy bizim köyümüzdür.
Gitmesek te görmesek te;

O köy bizim köyümüzdür.”
Neyse, bu eğitimden soğutma çabaları bize vız gelir. Yazımın en önemli yerindeyiz şimdi. Biz çok iyi biliyoruz ki ne uzaktan yapılan eğitim, ne de yakından yapılan baskılar hiçbiri bizi yıldıramaz.

Yıldız Biçer Yorulmaz