Her yeni güne en az bir kadın cinayeti, şiddet ve istismar haberiyle uyanıyor; baktığımız her yerde, attığımız her adımda kadın düşmanı gerici söylemlerle karşılaşıyoruz.

Bu gerici dönüşüm ülkemizin her alanını ve toplumu kuşatırken, laikliği ayaklar altına alan her hamle, doğrudan kadınlara yönelik saldırılara, çocuk istismarlarına dönüşüyor.

Bütün dünyada artan kadına yönelik şiddet sıralamasında ülkemiz yüzde 38 ile OECD ülkeleri arasında ikinci, çocuk yaşta evliliklerde Avrupa ülkeleri arasında birinci sıradadır. Çünkü istismar, şiddet, kadın cinayetleri cezasız kalmakta, failler “hukuk” eliyle korunmakta ve cesaretlendirilmektedir. Adalet Bakanlığı verilerine göre çocuklara yönelik cinsel istismar vakalarının sayısı 2022’de 2021’e göre yüzde 33 artmış, Türkiye cinsel istismar vakalarında son 15 yılda yaklaşık yüzde 400 artışla dünyada üçüncü sıraya yerleşmiştir.
Ülkemiz 146 ülke arasında cinsiyet eşitsizliğinde 129., kadınların eğitim hakkından yararlanmasında 99. ve işgücüne katılımlarında 130. sıradadır.

Kadın işsizliği, TÜİK verilerine göre bile oldukça yüksektir. Ağustos 2023’te geniş tanımlı işsizlik erkekler için %18.4 iken kadınlar için %31’dir. Kadınlar yoksulluğa itilmektedir çünkü kadın emeği değersizleştirilmekte, eşit işe eşit ücret talebi görmezden gelinmekte, sömürü katmerlenmektedir. Kadınlar ucuz, güvencesiz çalıştırılırken yedek işgücü olarak “el altında” tutulmak istenmektedir.
Laikliğin tasfiyesiyle birlikte yurttaşlık tebaa ile ikame edilirken İstanbul Sözleşmesi de terk edilmiştir. Bunun yanı sıra, 6284 sayılı kanun ve Medeni Kanuna yönelik saldırılar ile “Yeni Anayasa” tartışmaları başta kadınlar olmak üzere, bütün toplumun yurttaşlık haklarına yönelik saldırıların boyutlarını ortaya koymaktadır.

“Kadın erkek eşitliği fıtrata ters” zihniyetinin iktidarı, kadınları sahiplendirmekten bahseden bir karanlık odağın TBMM’ye taşınmasıyla güçlendirilmektedir. Kadınları ikincilleştiren tutum ve söylemler haklarımızın gasp edilmesine kadar varmaktadır. Karma eğitimi hedef alan yaklaşımlar, kadınların üretimde ve toplumsal yaşamda eşitsizliğini de pekiştirecek gerici politikaların parçasıdır. “Türkiye Yüzyılı” söylemiyle hedeflenen, başta biz kadınlar olmak üzere, yüzlerce yıllık geriye gidişten başka bir şey değildir. Kadına yönelik şiddetin ve saldırıların temelinde yatan sömürüyü arttıracak, patronların kârına kâr katmasını sağlayacak, emekçileri mafya-tarikat-aşiret düzeneği arasına sıkıştıracak bu kirli düzeni sürdürmektir.

Tablo açıktır: Sorun, “erkek şiddetine” sıkıştırılamayacak kadar bütünlüklü bir düzen sorunudur.

Bizlere reva görülen gericiliğe, yoksulluğa, şiddete karşı ayağa kalkıyoruz!
25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Uluslararası Mücadele Günü’nde tüm kadınları İKD ile sokağa ve mücadeleye çağırıyoruz!

İLERİCİ KADINLAR DERNEĞİ
18.11.2023